İngilizce
Türkçe
|
1
izin vermek [fiil]
They allow pets in the hotel.Otelde evcil hayvanlara izin veriyorlar. |
|
2
müsaade etmek [fiil]
Please allow me to explain.Lütfen açıklamama müsaade edin. |
|
3
olanak tanımak [fiil]
This app allows easy communication.Bu uygulama kolay iletişime olanak tanır. |
|
4
sağlamak [fiil]
The system allows access to data.Sistem veriye erişim sağlar. |
|
5
hoş görmek [fiil]
They allow some noise during the day.Gün içinde biraz gürültüyü hoş görüyorlar. |
|
6
göz yummak [fiil]
He allows minor mistakes.Küçük hatalara göz yumuyor. |
|
7
tahammül etmek [fiil]
They allow dissenting opinions.Farklı görüşlere tahammül ediyorlar. |
|
8
yetki vermek [fiil]
The manager allows decisions.Yönetici kararlara yetki veriyor. |
Eş Anlamlılar: permit, authorize, enable
Zıt Anlamlılar: forbid, prohibit, deny
2. Hal (Past Simple): allowed
3. Hal (Past Participle): allowed