Turkish
English
|
1
weakness [noun]
Güçsüzlük onu yavaşlattı.Weakness slowed him down. |
|
2
powerlessness [noun]
Güçsüzlük hissi içindeydi.He was in a state of powerlessness. |
|
3
feebleness [noun]
Güçsüzlük onu etkiledi.Feebleness affected him. |
|
4
debility [noun]
Güçsüzlük nedeniyle yürüyemedi.He couldn't walk due to debility. |
|
5
infirmity [noun]
Güçsüzlük yaşlılarda yaygındır.Infirmity is common in the elderly. |
|
6
frailty [noun]
Güçsüzlük onu yatağa düşürdü.Frailty confined him to bed. |
|
7
impotence [noun]
Güçsüzlük onu çaresiz bıraktı.Impotence left him helpless. |
|
8
lassitude [noun]
Güçsüzlük onu bitkin yaptı.Lassitude made him exhausted. |