Turkish
English
|
1
activity [noun]
Odada canlılık fark ediliyordu.The activity in the room was noticeable. |
|
2
vitality [noun]
Onun canlılık dolu bir hayatı var.He has a life full of vitality. |
|
3
liveliness [noun]
Çocukların canlılık dolu oyunları vardı.The children had games full of liveliness. |
|
4
animation [noun]
Partideki canlılık dikkat çekiciydi.The animation at the party was remarkable. |
|
5
energy [noun]
Onun canlılık dolu konuşması etkileyiciydi.His speech full of energy was impressive. |
|
6
spirit [noun]
Onun canlılık dolu ruhu herkesi etkiledi.His spirit full of vitality impressed everyone. |
|
7
brio [noun]
Onun canlılık dolu performansı alkış aldı.His performance full of brio received applause. |
|
8
verve [noun]
Onun canlılık dolu tarzı dikkat çekti.His style full of verve attracted attention. |
|
9
vivacity [noun]
Onun canlılık dolu tavrı ilgi çekiciydi.His vivacity was interesting. |