English
Turkish
|
1
üstlenmek [verb]
We must bear this burden.Bu yükü üstlenmek zorundayız. |
|
2
ayı [noun]
I saw a bear in the forest.Ormanda bir ayı gördüm. |
|
3
katlanmak [verb]
I cannot bear this noise.Bu gürültüye katlanamıyorum. |
|
4
taşımak [verb]
He can bear heavy loads.Ağır yükleri taşıyabilir. |
|
5
doğurmak [verb]
She will bear a child soon.Yakında bir çocuk doğuracak. |
|
6
meyve vermek [verb]
The tree will bear fruit.Ağaç meyve verecek. |
|
7
üzerinde taşımak [verb]
The document bears his signature.Belge üzerinde onun imzası var. |
|
8
dayanmak [verb]
The bridge can bear the weight.Köprü ağırlığa dayanabilir. |
Synonyms: endure, carry, tolerate
Antonyms: avoid, refuse, reject
Past Simple: bore
Past Participle: borne