English
Turkish
|
1
sevgi [noun]
She showed her affection openly.O, sevgisini açıkça gösterdi. |
|
2
şefkat [noun]
His affection was evident in his actions.Onun şefkati davranışlarında belliydi. |
|
3
düşkünlük [noun]
Her affection for animals is well-known.Onun hayvanlara düşkünlüğü iyi bilinir. |
|
4
ilgi [noun]
He has a deep affection for music.Onun müziğe derin bir ilgisi var. |
|
5
alaka [noun]
The affection between them was mutual.Aralarındaki alaka karşılıklıydı. |
|
6
muhabbet [noun]
Their affection grew over time.Zamanla muhabbetleri arttı. |
|
7
hüsnükuruntu [noun]
His affection was just a delusion.Onun hüsnükuruntusu sadece bir yanılsamaydı. |
|
8
eğilim [noun]
She has an affection for art.Onun sanata bir eğilimi var. |
Synonyms: fondness, love, attachment
Antonyms: dislike, hatred, indifference