English
Turkish
|
1
avantaj [noun]
He has an advantage in the game.Oyunda bir avantajı var. |
|
2
üstünlük [noun]
Her skills give her an advantage.Becerileri ona bir üstünlük sağlıyor. |
|
3
yarar [noun]
This plan has an advantage.Bu planın bir yararı var. |
|
4
fayda [noun]
There is an advantage to this method.Bu yöntemin bir faydası var. |
|
5
çıkar [noun]
He seeks an advantage in every deal.Her anlaşmada bir çıkar arıyor. |
|
6
kazanç [noun]
The company gained an advantage.Şirket bir kazanç elde etti. |
|
7
imtiyaz [noun]
He has an advantage in negotiations.Müzakerelerde bir imtiyazı var. |
|
8
lehine durum [noun]
The situation gives him an advantage.Durum onun lehine bir durum sağlıyor. |
Synonyms: benefit, gain, profit
Antonyms: disadvantage, drawback, handicap